3/10/2009
Yep yeni, yeniden...
Herkese merhabalar, yeniden yepyeni bir blog sayfasıyla sizlerleyim.Ve yeni yazılarımla yeni müziklerle sizlerle olacağım.Bu muzikleri ve yazıları başka yerlerden temin edeceğinizi zannetmiyorum :) bu da benim farkım mı diyelim yoksa kaynaklarmı bakalım onu zaman gösterecek.En kısa zamanda yeni derlediğim yazıları sizlere hazırlama amacıyla aranızdan ayrılıyorum.
Esen Kalın Yeguaj Fatih
11/5/2009
Üç Nibjowxer - I.Bölüm
Üç Nibjowxer - I.Bölüm
Geçen ömrün, biten günlerin hiçbir zaman geri gelmeyeceği ve sadece insanların geleceğini düşündüğü bir dünyaydı onlarınki...
Nasıl karşılaşacakların, nerde yaşacaklarını, nerden bilebilirlerdi ki? Bildikleri tek şey sürgünün çocukları olmaları ve diaspora da yaşayan 4. Kuşak olmalarıydı, onlardı; Kafkasya'nın uçsuz bucaksız güzelliğinden mahrum kalan 4. Kuşaktı onları oluşturan o hasret...
Onlar Nart, Perit ve Gufitti... Adigageliği üzerlerinde sonsuza kadar yaşatacaklarına yemin etmiş gerçek bir savaşcı gibi Nart sadece kültürü ile çalışmalarda ileri derecede uzmanlaşan gufit Dans ustası perit ise pşıne ustasıydı. Bu 3 yetenekli gencin en büyük ortak yanları da kendi insanları için bir şeyler yapmaya çalışmak ve bildiklerini gelecek nesillere aktarmaktı ama yaşadıkları ortam öyle bir yerdi ki şehirleşmiş insanları köylerinden koparan bu acımasız hayat, acımasız düzen onlarında bu yolda ilerlemesini elbette kısıtlıyordu ama yılmıyorlardı ve çabalıyorlardı. Sadece istedikleri davaları vardı onların; Kendisini kendisi yapan herkese nasip olmayan eşsiz bir inceliğe ve güzelliğe sahip olan kültürleri. İşte sırf kendi kimlikleri yetiyordu onların amansızca çalışıp insanlarına bir şeyler katmalarına.
İsterseniz bu diaspora gençlerine ilerde kendi insanlarına bir şeyler bırakmak için çalışan üç genç arkadaşımızı tanıyalım...
Nart; Her insanın kültürünü araştırma isteği vardır nerden geldiğini, kim olduğunu atalarının kim olduğunu neler yaptıklarını vs. her zaman araştırmak ister, bunları öğrendikçe de araştırma isteği kat kat artar. Sonuç öyle bir hal alır ki artık araştırma yapan kişi kendi kültürü alanında uzmanlaşmıştır. İşte Nart... Nart ki kalbindeki çalışma araştırma ve öğrenme ateşi insanları imrendiren bir özellikte olan tamamı ile kültürünü kaybetmek istemeyen insanlara yardımcı olmak isteyen artık kültürü alanında uzmanlaşma yolunda ilerleyen kendisini böyle araştırmalara adayan genç bir delikanlı.
Gufit; Bilirsiniz ki bizim kültürümüzde olmazsa olmazımız danstır, bayanlarımızın zarafeti erkeklerimizin kartal edasıyla kendilerini göstermesi elbette ki çoğu toplumun beğenisini ve de kıskançlığını kazanmıştır, kıskançlık derken sadece bize özgü olan oyunlarımızın hiçbir toplumda olmayışı elbette insanları kadar toplumları da kıskandırır ondan dolayı bu ifadeyi kullandım, gelelim. Gufit'e bir Adige gencine yakışır vaziyette, tüm dans yeteneklerini üzerinde toplayan genç bir delikanlı; Adige Ceug olmazsa olmazı zaten bundan dolayı çoğu arkadaşlarının dansıyla parmakla gösterilen bir arkadaşımız. Toplumumuz tarafından da dansı dillere destan olan bir arkadaşımız müziğin ritmine kaptırdıktan sonra hünerlerini görmeden edememeğimiz bir dans ustası.
Son olarak Perit; İnsanları başka diyarlara götürüp kalbiyle o tınıyı tattıran araçtır müzik, bizi de biz yapan yapı taşlarımızın olmazsa olmazı çok eskilerden başlayan bir muzik kültürümüz vardır. Elbette ki bu kültür bizim her şeyimizdir, her şeyimiz diyorum çünkü insanların en büyük gıdası müziktir. Gelelim Perit'e; Perit bir Pşıne ustası Pşıneyi eline aldığında bir görmenizi isterim kendisine tarz bir üslubu bulunan ve bu üslubu hiç kaybetmeyen bir usta, dinlediği her parçayı kısa bir sürede çalabilen ve çalarken de sizleri sonsuz derinliğe götüren bir usta...
İşte bu genç 3 nibjow'u tanıma fırsatı bulduk, üç yetenekli genç nasıl, nerde, ne zaman, nasıl tanıştılar, ortak yönleri nelerdi? Bu yönlerini, Diaspora da geçen hayatlarını daha sonraki bölümler de bulacaksınız...
Hayatınızdan Dans, müzik ve Adiğagelik hiçbir zaman eksik olmasın ki gelecek nesillere aktaracağınız bir şeyler olsun.
Saygılarımla.
Geçen ömrün, biten günlerin hiçbir zaman geri gelmeyeceği ve sadece insanların geleceğini düşündüğü bir dünyaydı onlarınki...
Nasıl karşılaşacakların, nerde yaşacaklarını, nerden bilebilirlerdi ki? Bildikleri tek şey sürgünün çocukları olmaları ve diaspora da yaşayan 4. Kuşak olmalarıydı, onlardı; Kafkasya'nın uçsuz bucaksız güzelliğinden mahrum kalan 4. Kuşaktı onları oluşturan o hasret...
Onlar Nart, Perit ve Gufitti... Adigageliği üzerlerinde sonsuza kadar yaşatacaklarına yemin etmiş gerçek bir savaşcı gibi Nart sadece kültürü ile çalışmalarda ileri derecede uzmanlaşan gufit Dans ustası perit ise pşıne ustasıydı. Bu 3 yetenekli gencin en büyük ortak yanları da kendi insanları için bir şeyler yapmaya çalışmak ve bildiklerini gelecek nesillere aktarmaktı ama yaşadıkları ortam öyle bir yerdi ki şehirleşmiş insanları köylerinden koparan bu acımasız hayat, acımasız düzen onlarında bu yolda ilerlemesini elbette kısıtlıyordu ama yılmıyorlardı ve çabalıyorlardı. Sadece istedikleri davaları vardı onların; Kendisini kendisi yapan herkese nasip olmayan eşsiz bir inceliğe ve güzelliğe sahip olan kültürleri. İşte sırf kendi kimlikleri yetiyordu onların amansızca çalışıp insanlarına bir şeyler katmalarına.
İsterseniz bu diaspora gençlerine ilerde kendi insanlarına bir şeyler bırakmak için çalışan üç genç arkadaşımızı tanıyalım...
Nart; Her insanın kültürünü araştırma isteği vardır nerden geldiğini, kim olduğunu atalarının kim olduğunu neler yaptıklarını vs. her zaman araştırmak ister, bunları öğrendikçe de araştırma isteği kat kat artar. Sonuç öyle bir hal alır ki artık araştırma yapan kişi kendi kültürü alanında uzmanlaşmıştır. İşte Nart... Nart ki kalbindeki çalışma araştırma ve öğrenme ateşi insanları imrendiren bir özellikte olan tamamı ile kültürünü kaybetmek istemeyen insanlara yardımcı olmak isteyen artık kültürü alanında uzmanlaşma yolunda ilerleyen kendisini böyle araştırmalara adayan genç bir delikanlı.
Gufit; Bilirsiniz ki bizim kültürümüzde olmazsa olmazımız danstır, bayanlarımızın zarafeti erkeklerimizin kartal edasıyla kendilerini göstermesi elbette ki çoğu toplumun beğenisini ve de kıskançlığını kazanmıştır, kıskançlık derken sadece bize özgü olan oyunlarımızın hiçbir toplumda olmayışı elbette insanları kadar toplumları da kıskandırır ondan dolayı bu ifadeyi kullandım, gelelim. Gufit'e bir Adige gencine yakışır vaziyette, tüm dans yeteneklerini üzerinde toplayan genç bir delikanlı; Adige Ceug olmazsa olmazı zaten bundan dolayı çoğu arkadaşlarının dansıyla parmakla gösterilen bir arkadaşımız. Toplumumuz tarafından da dansı dillere destan olan bir arkadaşımız müziğin ritmine kaptırdıktan sonra hünerlerini görmeden edememeğimiz bir dans ustası.
Son olarak Perit; İnsanları başka diyarlara götürüp kalbiyle o tınıyı tattıran araçtır müzik, bizi de biz yapan yapı taşlarımızın olmazsa olmazı çok eskilerden başlayan bir muzik kültürümüz vardır. Elbette ki bu kültür bizim her şeyimizdir, her şeyimiz diyorum çünkü insanların en büyük gıdası müziktir. Gelelim Perit'e; Perit bir Pşıne ustası Pşıneyi eline aldığında bir görmenizi isterim kendisine tarz bir üslubu bulunan ve bu üslubu hiç kaybetmeyen bir usta, dinlediği her parçayı kısa bir sürede çalabilen ve çalarken de sizleri sonsuz derinliğe götüren bir usta...
İşte bu genç 3 nibjow'u tanıma fırsatı bulduk, üç yetenekli genç nasıl, nerde, ne zaman, nasıl tanıştılar, ortak yönleri nelerdi? Bu yönlerini, Diaspora da geçen hayatlarını daha sonraki bölümler de bulacaksınız...
Hayatınızdan Dans, müzik ve Adiğagelik hiçbir zaman eksik olmasın ki gelecek nesillere aktaracağınız bir şeyler olsun.
Saygılarımla.
4/5/2009
Osmanlı İmparatorluğu Sağlık Kurulu’na Rapor.
Osmanlı İmparatorluğu Sağlık Kurulu'na Rapor. Samsun, 20 Mayıs 1864 Baylar, Samsun'a 6 gün önce geldim. Kentin ve talihsiz göçmenlerin içinde bulundukları durumu tarif etmeye sözcükler yeterli değil. Kentin hanlarında, harabe binalarında ve ahırlarında yığılan Çerkeslerden (8.000 ila 10.000 kadar) gayri, Irmak ve Dervent'teki kamptan gelen 30.000'i aşkın insan meydanları doldurmakta, caddeleri tıkamakta, sahipli arazilere girmekte, her yeri işgal etmekte ve gün boyu buralarda kaldıktan sonra ancak gün batımından sonra ortalıktan çekilmektedir. Kapı eşiklerinde, dükkân önlerinde, yolların-meydanların orta yerlerinde, bahçelerde, ağaç diplerinde, her yerde, hasta, ölmek üzere ve ölmüş insanlar dolu. Göçmenlerin bulunduğu her yer, her sokak köşesi, uğradıkları her bir nokta bir enfeksiyon yatağı haline gelmiştir. Karantina bürosunun birkaç adım ötesindeki ancak 30 kişi alabilecek bir depo binası önceki güne kadar hepsi hasta veya ölmek üzere olan 207 kişiyi barındırıyordu. Ben bu bulaşıcı hastalık yuvasını boşaltmayı üstlendim. Bu korkunç izbenin içine girmeyi hamallar bile reddetti. Oradan, değerli iş arkadaşım Ali Efendi'nin yardımı ile çürüme halinde birçok ceset çıkarttım. Bu olay kentte kalmalarına izin verilen göçmenlerin acıklı durumu hakkında bir nebze fikir verebilir. Trabzon'da gördüklerim Samsun kentinin sergilediği ürkünç manzara ile kıyas kabul etmez. Kamplar ise bundan daha az iğrenç bir manzara sergilemiyor. 40.000 ila 50.000 kişi, kesin bir yoksulluk içinde, hastalıkların saldırısı altında, büyük kısmı ölüp giderek, başlarının üzerinde bir çatıdan, ekmekten ve mezardan bile mahrum, buraya atılmış durumdadır. Mutasarrıfı, donup kalmış ve böylesi bir acil durumda ne yapacağını bilemez durumda buldum. Ata Bey'in ne parası var ne de kredisi. Ölüleri kaldıran adamlara ödeyecek parası bile yok. Pazarda ona peşin parasız hiçbir şey verilmiyor. Kefen için birkaç metre kaput bezi bile. Göçmenlerle ilgilenecek hiç kimse yok. Ölüleri gömmek için bir düzenleme yok. At yok, araba yok, tekne yok, hiçbir şey yok. Büyük çoğunluğu günlerdir bir şey yememiş olan göçmenleri beslemek için derhal çare bulmak gerekiyordu. Birçok mısır tüccarına ve özellikle de Bay Serkis Kirorkyan'a başvurdum. Onları Mutasarrıfla bir araya getirdim. Şimdi onların sağladığı unu kullanmaktayız. Benimle birlikte buraya gelen İsmail Bey her bir göçmene günde 50 Dram (yaklaşık 200 gr. Ç.N ) ekmek verilmesini gözetiyor. Ayrıca, bir miktar da hint mısır unu buldum ve bu kısıtlı olanaklarla 70.000 ila 80.000 sürgüne biraz rahatlık sağlayabildik. İkinci sorumluluğum ölülerin kaldırılması için bir düzenleme yapmaktı. Bunun için karantina bürosunun sandığına başvurmam gerekti. Orada birkaç yüz lira buldum. Sonra kentin boşaltılması ve limandaki 11 gemi ve 7 büyük sandalda bekletmekte olduğum Çerkeslerin karaya çıkarılması için girişimde bulundum. Yolcular kentten birkaç mil uzaktaki Kumcuca'da karaya çıktılar. Buraya son üç günde kentteki kovuklardan çıkardığım 3.000 ila 4.000 kişiyi yolladım. Kentin boşaltılmasına devam ediliyor, ancak sandığın kaynakları da tükenmek üzeredir. Çözmek zorunda olduğumuz sorun mutlak para ve polis gücü yokluğudur. Hükümet kargaşayı önlemek için parasal desteği ve bir polis gücünü sağlamakta acele etmelidir. Şu an burada, yiyecek ekmeği olmayan 70.000 ila 80.000 kişi bulunmaktadır ve bunların kargaşa yaratabilecek davranışlarını denetim altına alabilecek hiç kimse yoktur. Keşke Ekselans Büyük Vezir buraya gelip bu kadersiz kentin ve kampların sergilediği manzarayı görebilseydi. Türk Hükümetinin bu kadar büyük bir nüfusu başka bir yere çabucak taşımasının kolay olmadığının bilincindeyim. Ne var ki, göçmenler için gerekli para miktarını yollayarak Mutasarrıfa yardımcı olabilecek de yalnızca Hükümettir. Parayla kent ve Irmak boşaltılır, göçmenler Kumcuca veya Dervent'te sağlıklı kamplara yerleştirilebilir, giyecek, çamaşır, sabun hemen satın alınabilir, erzak temini garanti edilebilir. Bir kez daha yineliyorum: Burada 70.000 ila 80.000 göçmen var. Birkaç güne kadar bu sayı ikiye katlanacaktır. Böylesine büyük bir insan kitlesi nasıl denetlenebilir? Nasıl beslenir ve gereksinmeleri nasıl karşılanabilir? Bu göçün bu şekilde kendi haline bırakılması gerçek bir felaket olacaktır. Limanda,10.000 Çerkes'i İstanbul Boğazı ağzındaki büyük limana taşıtmak amacıyla kiralamaya teşebbüs ettiğim 10 ila 20 büyük tekne var. Kaynak yetersizliği nedeniyle yola çıkmalarını ertelemek zorunda kaldım. Sonuç olarak, Mutasarrıfın hiç parasının olmadığını belirtiyorum. Burada günlük ekmeğe gereksinimi olan 70.000 ila 80.000 kişi vardır ve burada yeterli unumuz olsa bile mevcut fırınlar yeterli olmayacaktır; peksimete gereksinimiz vardır. Açlıktan ölenler vardır ve dört gündür günlük tayınlarını alamayanların sayısı da çok fazladır. Görevli sağlık müfettişi, Barozzi , "Çerkes Göçü", The Times, 13 Haziran 1864, Sayfa 10 Report to the Board of Health of the Ottoman Empire, Samsun, May 20, 1864 |
1/5/2009
3 Nibjowxer'in Hikayesi
3 Nibjowexer'in Hikayesi...
Başlıkta da belirttiğim gibi 3 tane birbirine sıkı sıkı bağlı ve hayat boyu bu bağlılıklarını devam ettirecek olan 3 tane farklı yerlerden farklı coğrafyalardan gelen ama özü bir olan 3 Arkadaş,Nibjow,Sigoş...
Bundan sonra bu 3 arkadaşın maceraları yaşadıkları bu blogda yer alacak, tamamıyla Kafkasya ikliminin ve kültürünün özellerini üzerinde taşıyan bu 3 arkadaşın neler yaşacağını bölüm bölüm yazılarımızda bulacaksınız.
İnanıyorum ki merakla takip edeceğiniz bölümler aylık olarak sizlerle beraber olacak , okuyucularımızın mutlaka bu hikayede kendilerini bulacağından eminim.En kısa zamanda ilk bölümüzle başlayacağım.
Unutmayın bu hikayede geçen olayların hepsi gerçektir,Ana temayı zaten okuyarak anlıyacaksınız...
Perit,Gufit vede Nart'ın maceraları burada sakın kaçırmayın....
Saygılarımla
30/4/2009
Korkunç Kar Adamı Ve Gerçekleşen Efsane
Korkunç Kar Adamı Ve Gerçekleşen Efsane
Efsanelerde Anlatırlar Himalayalarda ve Tibet’te varlığı bilinen fakat insanoğlu tarafından ölü ve ya diri hiçbir şekilde ele geçirilmemiş vahşi kar adam öyküleri yer almaktadır. Kafkas dağlarında da böyle bir yaratığın varlığı saptanmıştır. Bu yaratık, değişik Kafkas Halklarında Okoçoki, Kitir, Kaptar,Almastı, Abhazya’da Abnauayü; ayrıca Yagmort veya Pikelon gibi adlarla anılır.Şimdi Amerikalı Araştırmacı Sanderson’un Kafkas kar adamı konusunda yazdıkları konusunda bazı bölümler aktarıyorum:
“… 1913 yılında V. A. Haklov adından bir bilim adamı, Rusya İmparatorluk Bilimler Akademis’sine verdiği bir raporda bu vahşi yaratıktan ayrıntılı olarak bahseder. Ayrıca sonları Prof. V. K. Leontiyev, Prof. B. F. Porşinev, Dr. A. A. Şimakov, İgor Bortsev, Dr. Jeanne Kofman ve şimdide Dimitri Bayanov bu kar adamının varlığı konusunda uzun ve bilimsel araştırmalar yapmışlardır. Sovyetler birliği Akademisi üyeleri Prof. V. K. Leontiyev, B. F. Porşinev ve Dr. A. A. “Dağıstan S.S.C. için Avcılık Talimatı” adı altında yayınladıkları broşürde şöyle yazar:”Temmuz 1957’de Prof. Leontiyev Kafkas Dağlarının Gagan bölgesinde resmi araştırma gezisine çıkmıştı. Jurmut ırmağı kıyısında yalnız olarak yaptığı yürüyüşte, buzulların yakınında leopar ayak izlerine rastlar. Ertesi gece kampta, ytamadan önce canhıraş bir çığlık duyar, bu ses bir hayvan sesi değildir fakat insan sesinede benzemez. Sabah olup odun toplamaya çıktığında karlarla kaplı düzlükte tuaf bir karaltı görür. Elli veya altmış metre ilerde yürüyen bir yaratık vardır; vücudu koyu kıllarla kaplı, iki ayağı üzerinde yürüyen, iki metreden uzun boylu bir canlıdır bu. Loentiyev derhal tüfeğine davranır ve yaratığın ayaklarına ateş eder. Tuhaf yaratık inanılmaz bir hızla koşarak ilerdeki kayalıklarda kaybolur.”
Bu konuyla ilgili olarak ayrıca ilk bilgileri 17.yy’da (1666) Kafkasya’yı ziyaret eden Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’den alıyoruz. Ona göre Kafkasya dağlarında ormanlarında iki buçuk metre boyunda, gul-i yaban denilen yarı insan, yarı hayvan bir yaratık yaşarmış. Evliya Çelebi gezilerinde bu yaratığı görmemiş, fakat Elbruz’un ıssız yamaçlarında ayak izine rastlanmış, Ayrıca tüyler ürpertici çığlığını duyduğunu yazar. Bu yaratık hakkında öyküler, Çelebi’den önceki devirlerde de vardı. Efsanevi Nartların bunlarla savaşlarından bahsedilir. Bir yazara göre Megrelya ve Svanetya arasındaki ormanlarda da görülen bu yaratığa Megreller Okoçoki derlerdi. Bu onların dilinde vahşi adam anlamına gelerdi. Eski Svanlar, Megreller ve Abhazlar bu yaratığın insanla şeytanın birleşmesinden doğduğuna inanırlardı. Kafkasologlar da dağlı Kafkasyalılar arasında vahşi insanlar olmadığını fakat dağların insan ayağı değmemiş vahşi doruklarında ve ormanlarında bu gibi yaratıkların var olduğuna değinirler.
“Bir ‘Kar Adamı’ ile en yakın ilişki, 1941 yılında Sovyet ordusu doktorlarından Yarbay V. S. Karabetyan tarafından verilen resmi raporla saptanmıştır. İşte Yarbayın Raporu:1941 yılının ekim a yından aralık ayına kadar Kafkasya Kolordusu’na bağlı piyade taburumuz, Dağıstan’ın Buynaksk kasabasının 30km. Uzağında karargâh kurmuştu. Bir gece Dağıstanlı dağlılar, çevre dağlarda zorlukla yakaladıkları tuhaf bir yaratığı muayene etmemi istediler. Bunun kılık değiştirmiş bir düşman casusu olduğundan şüpheleniyorlardı. İki dağlı milisin muhafazası altında bulunan yaratığın bulunduğu barakaya girdim. Niçin bu kadar soğuk barakada bulunduğumu sorduğumda, yaratığın çok terlediğini, sıcak bir odada durmayacağını söylediler. Önümde duran o yaratığı bugün gibi hatırlıyorum. Erkekti: ve her haliyle insana benziyordu, Fakat vucüdü ayı gibi kahverengi kıllarla kaplıydı; avuçlarında tabanlarında kıl yoktu, sakalı ve bıyığıda yoktu. Fakat yüzü hafif kıllıydı. Bu bir adamdı. 1.80’den fazla boyda, dik duran, ellerli ve ayakları çok büyük bir insandı. Fakat gözleri! Manasız ve ifadesiz bakan hayvan gözleri gibiydi. O zaman bunun insan olamayacağına karar verdim. Evet, bu bir hayvandı. Yakalandığından beri hiçbir şey yememiş ve içmemiş. Benim önümde yemek ve su verdiler, ama hiçbirine dokunmadı. Benim doktor olarak teşhisim, bunun casus falan değil, vahşi, insana benzeyen bir maymun olabileceği idi. Raporumu bu şekilde verdim ve birliğime döndüm. Sonradan amirlerime anlattığımda, yaratığı görmek istediler. Fakat aradığımızda Dağıstanlılar onun kaçtığını bildirdiler. Moskova buna çok kızmıştı.”
1964 yılının yazında Kabardey’de Kızburun’da, Mohamed Pşivov isminde bir Adige inşaat ustası, Zol yöresinde, Batek köyünde mısır tarlasında bu yaratıktan gördüğünü iddia etmiştir. Prof. Boris Porşnev’in yerine geçen Dr. Jeanne Kofmann 1962’den beri Kabardey’e yerleşmiş ve Almastı verilen bu olağan üstü yaratığın varlığını araştırmaya devlet tarafından memur edilmiştir.1966’da Moskova’daki Coğrafya derneği’ne verdiği uzun raporda, bunun çok az rastlanan Neandertal bir yaratık olduğunu belirtmiştir. Abhazya’da anlatılan olay ise çok daha ilginçtir. Abnauayü(Orman Adamı) diye anılan bu yaratık bir dağ köyünde köylüler tarafından yakalanmış ve adını Zana koymuşlar. Bedeni kırmızımtırak tüylerle kaplı bu varlığın dişi bir yaratığa belirtildiği söylenir.
Bu okuduklarınız Amerikalı araştırmacı Sanderson’un kitabından birkaç bölümdü, Kafkas dağlarının daha insan ayağı basmamış doruklarında ve bu ülkenin balta girmemiş ormanlarında ne gibi gizemli varlıkların ve doğa harikalarının saklı olduğunu zamanla yapılacak kapsamlı araştırmalar ortaya çıkaracaktır. Kar adamı bunlara sadece bir örnektir.(Yazarın Notu)
[Dip Not: Ivan T. Sanderson “Abominable Snowman Legend Come to Life” (Korkunç Kar adamı, Gerçekleşen Efsane) adlı kitabının büyük bir bölümünde Kafkasya’da ve orada yaşadığı varsayılan korkunç kar adamı Yeti’ye ayırmıştır.]
Tarih Boyunca Kafkasya Adlı Kitaptan Alınmıştır.
Yazarı Aydın O. Erkan
Düzenleyen: Yeg’uaş Fatih
(S: 136.137.138)
“… 1913 yılında V. A. Haklov adından bir bilim adamı, Rusya İmparatorluk Bilimler Akademis’sine verdiği bir raporda bu vahşi yaratıktan ayrıntılı olarak bahseder. Ayrıca sonları Prof. V. K. Leontiyev, Prof. B. F. Porşinev, Dr. A. A. Şimakov, İgor Bortsev, Dr. Jeanne Kofman ve şimdide Dimitri Bayanov bu kar adamının varlığı konusunda uzun ve bilimsel araştırmalar yapmışlardır. Sovyetler birliği Akademisi üyeleri Prof. V. K. Leontiyev, B. F. Porşinev ve Dr. A. A. “Dağıstan S.S.C. için Avcılık Talimatı” adı altında yayınladıkları broşürde şöyle yazar:”Temmuz 1957’de Prof. Leontiyev Kafkas Dağlarının Gagan bölgesinde resmi araştırma gezisine çıkmıştı. Jurmut ırmağı kıyısında yalnız olarak yaptığı yürüyüşte, buzulların yakınında leopar ayak izlerine rastlar. Ertesi gece kampta, ytamadan önce canhıraş bir çığlık duyar, bu ses bir hayvan sesi değildir fakat insan sesinede benzemez. Sabah olup odun toplamaya çıktığında karlarla kaplı düzlükte tuaf bir karaltı görür. Elli veya altmış metre ilerde yürüyen bir yaratık vardır; vücudu koyu kıllarla kaplı, iki ayağı üzerinde yürüyen, iki metreden uzun boylu bir canlıdır bu. Loentiyev derhal tüfeğine davranır ve yaratığın ayaklarına ateş eder. Tuhaf yaratık inanılmaz bir hızla koşarak ilerdeki kayalıklarda kaybolur.”
Bu konuyla ilgili olarak ayrıca ilk bilgileri 17.yy’da (1666) Kafkasya’yı ziyaret eden Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’den alıyoruz. Ona göre Kafkasya dağlarında ormanlarında iki buçuk metre boyunda, gul-i yaban denilen yarı insan, yarı hayvan bir yaratık yaşarmış. Evliya Çelebi gezilerinde bu yaratığı görmemiş, fakat Elbruz’un ıssız yamaçlarında ayak izine rastlanmış, Ayrıca tüyler ürpertici çığlığını duyduğunu yazar. Bu yaratık hakkında öyküler, Çelebi’den önceki devirlerde de vardı. Efsanevi Nartların bunlarla savaşlarından bahsedilir. Bir yazara göre Megrelya ve Svanetya arasındaki ormanlarda da görülen bu yaratığa Megreller Okoçoki derlerdi. Bu onların dilinde vahşi adam anlamına gelerdi. Eski Svanlar, Megreller ve Abhazlar bu yaratığın insanla şeytanın birleşmesinden doğduğuna inanırlardı. Kafkasologlar da dağlı Kafkasyalılar arasında vahşi insanlar olmadığını fakat dağların insan ayağı değmemiş vahşi doruklarında ve ormanlarında bu gibi yaratıkların var olduğuna değinirler.
“Bir ‘Kar Adamı’ ile en yakın ilişki, 1941 yılında Sovyet ordusu doktorlarından Yarbay V. S. Karabetyan tarafından verilen resmi raporla saptanmıştır. İşte Yarbayın Raporu:1941 yılının ekim a yından aralık ayına kadar Kafkasya Kolordusu’na bağlı piyade taburumuz, Dağıstan’ın Buynaksk kasabasının 30km. Uzağında karargâh kurmuştu. Bir gece Dağıstanlı dağlılar, çevre dağlarda zorlukla yakaladıkları tuhaf bir yaratığı muayene etmemi istediler. Bunun kılık değiştirmiş bir düşman casusu olduğundan şüpheleniyorlardı. İki dağlı milisin muhafazası altında bulunan yaratığın bulunduğu barakaya girdim. Niçin bu kadar soğuk barakada bulunduğumu sorduğumda, yaratığın çok terlediğini, sıcak bir odada durmayacağını söylediler. Önümde duran o yaratığı bugün gibi hatırlıyorum. Erkekti: ve her haliyle insana benziyordu, Fakat vucüdü ayı gibi kahverengi kıllarla kaplıydı; avuçlarında tabanlarında kıl yoktu, sakalı ve bıyığıda yoktu. Fakat yüzü hafif kıllıydı. Bu bir adamdı. 1.80’den fazla boyda, dik duran, ellerli ve ayakları çok büyük bir insandı. Fakat gözleri! Manasız ve ifadesiz bakan hayvan gözleri gibiydi. O zaman bunun insan olamayacağına karar verdim. Evet, bu bir hayvandı. Yakalandığından beri hiçbir şey yememiş ve içmemiş. Benim önümde yemek ve su verdiler, ama hiçbirine dokunmadı. Benim doktor olarak teşhisim, bunun casus falan değil, vahşi, insana benzeyen bir maymun olabileceği idi. Raporumu bu şekilde verdim ve birliğime döndüm. Sonradan amirlerime anlattığımda, yaratığı görmek istediler. Fakat aradığımızda Dağıstanlılar onun kaçtığını bildirdiler. Moskova buna çok kızmıştı.”
1964 yılının yazında Kabardey’de Kızburun’da, Mohamed Pşivov isminde bir Adige inşaat ustası, Zol yöresinde, Batek köyünde mısır tarlasında bu yaratıktan gördüğünü iddia etmiştir. Prof. Boris Porşnev’in yerine geçen Dr. Jeanne Kofmann 1962’den beri Kabardey’e yerleşmiş ve Almastı verilen bu olağan üstü yaratığın varlığını araştırmaya devlet tarafından memur edilmiştir.1966’da Moskova’daki Coğrafya derneği’ne verdiği uzun raporda, bunun çok az rastlanan Neandertal bir yaratık olduğunu belirtmiştir. Abhazya’da anlatılan olay ise çok daha ilginçtir. Abnauayü(Orman Adamı) diye anılan bu yaratık bir dağ köyünde köylüler tarafından yakalanmış ve adını Zana koymuşlar. Bedeni kırmızımtırak tüylerle kaplı bu varlığın dişi bir yaratığa belirtildiği söylenir.
Bu okuduklarınız Amerikalı araştırmacı Sanderson’un kitabından birkaç bölümdü, Kafkas dağlarının daha insan ayağı basmamış doruklarında ve bu ülkenin balta girmemiş ormanlarında ne gibi gizemli varlıkların ve doğa harikalarının saklı olduğunu zamanla yapılacak kapsamlı araştırmalar ortaya çıkaracaktır. Kar adamı bunlara sadece bir örnektir.(Yazarın Notu)
[Dip Not: Ivan T. Sanderson “Abominable Snowman Legend Come to Life” (Korkunç Kar adamı, Gerçekleşen Efsane) adlı kitabının büyük bir bölümünde Kafkasya’da ve orada yaşadığı varsayılan korkunç kar adamı Yeti’ye ayırmıştır.]
Tarih Boyunca Kafkasya Adlı Kitaptan Alınmıştır.
Yazarı Aydın O. Erkan
Düzenleyen: Yeg’uaş Fatih
(S: 136.137.138)